Gelibolu

Gelibolu aynı adı taşıyan yarımadanın kuzeydoğu kesiminde Çanakkale Boğazı‘nın kuzey giriş kısmında, denize doğru uzanan bir Gelibolu Haritasıyüksekliğin üzerinde kurulmuştur.

Şehrin ve yarımadanın adının “gemi şehri, güzel şehir” yahut “Galyalılar’ın şehri” anlamındaki Kallipolis veya Gallipolis’ten geldiği belirtilir. Ancak bu adın menşei hakkında kesin bilgi yoktur. Şehir, XIV. yüzyılın başlarından itibaren bu bölgeye yönelik akınlarda bulunan Türkmen beylikleri tarafından Gelibolu adıyla anılmıştır. Aydınoğullan tarihini ihtiva eden Düstûmâme’üe “Gelibolı” şeklinin kullanıldığı dikkati çekmektedir. Kemal-paşazâde Gelibolu‘nun adı ve kuruluşu hakkında bilgi verirken buranın asıl adının “Kalipoli” olduğu, “poli’nin Rumca şehir, “Kali’nin ise Bolayır tekfurunun kızının isminden geldiği söylentisine yer verir.

 

Gelibolu'nun Tarihi
Gelibolu'nun FatihiGelibolu’nun Fatihi
Kimler tarafından ne zaman kurulduğu hakkında kesin bilgiye rastlanmayan şehir civarında ilk yerleşmenin Traklar’ca gerçekleştirildiği sanılmaktadır. Daha sonra Foçalılar ve Miletliler’in bu bölgede kolonileri olduğu belirtilir. Ancak bu devirlerde bu isimde bir yerleşme yerine rastlanmamaktadır.

Yanmada tarih boyunca birçok kavmin güzergâhı olması dolayısıyla stratejik noktalarda bazı istihkâmlar kurulmuş olmalıdır. Gelibolu yöresinde yapılan araştırmalarda birtakım antik kalıntılar şehrin 16 km. doğusunda Duran çiftlik kesiminde bulunmuştur.

Muhtemelen Gelibolu bugünkü yerinde Roma idaresi döneminde bir kale olarak ön plana çıkmaya başlamıştır. Şehir Romalılarla Pontuslular arasındaki çekişmede önemli rol oynadı. Bizans idaresi altında iken önce Gotlar’ın, ardından da Hunlar’ın saldırılarına uğradı. 441 ‘de Trakya bölgesine inen bir Hun ordusunun tahrip ettiği şehirler arasında Gelibolu da zikredilir.

Bizans İmparatoru 1. lustinianos tarafından tamir ettirilen kale zamanla önemli bir liman ve ticaret merkezi haline geldi. Arap ordularının İstanbul‘a yönelik seferlerinden bu bölge de etkilendi. Haçlı ordularının buradan geçerek Anadolu‘ya ulaştıkları Gelibolu 1204’te Latinler’in idaresi altına girdi. Bir süre sonra İznik İmparatoru III. loannes tarafından geri alındı (1233).

Bizans’ın son dönemlerinde Ege ve Marmara kıyılarında faaliyet göstermeye başlayan Türkmen beylikleri Gelibolu yanmdasını da hedef aldılar. Bu arada Batı Anadolu’daki beyliklerle mücadele etmek üzere Bizanslılar’ca getirtilen Katalanlar Anadolu’daki faaliyetlerinden sonra (1304) Gelibolu’ya yerleştiler ve bir süre burada kaldılar. Atina’ya çekilmelerine kadar Trakya’daki faaliyetleri ve Bizans’la mücadeleleri sırasında. Ece Halil idaresindeki 500 Karesili Türkmen onlarla birlikte hareket etmiş ve kılavuzlukta bulunmuştu. 1320’lerde Bizans donanması İçin önemli bir üs niteliği kazanan Gelibolu, 1331 veya 1332’de Aydın Beyi Gazi Umur Bey idaresindeki donanmanın başlıca hedefi oldu.

Umur Bey ve müttefiki Saruhanoğlu’nun saldırılan sonuçsuz kaldıysa da bu kuvvetler Gelibolu limanı yakınındaki Lazgölhisan mevkiinde tutunmayı başardı. Fakat bu uzun süreli olmadı. Daha sonra Orhan Bey’in oğlu Süleyman Paşa idaresindeki Osmanlı kuvvetleri İmparator Kantakuzenos’un müttefiki sıfatıyla yanmadaya geldiler (753/ 1352). Bizans kuvvetleriyle birlikte Sırp ve Bulgarlar’a karşı mücadele eden Süleyman Paşa’ya Çimbİhisan üs olarak verildi. Burası Osmanlılar için bir dayanak noktası oluşturdu. Müstakil hareket etmeye başlayan Süleyman Paşa bir taraftan Trakya‘ya, diğer taraftan Gelibolu yönüne akınlarda bulundu. Gelibolu abluka altına alındı.

Bizanslılar haraç vermek şartıyla Osmanlılar’ı bölgeden uzaklaştırmaya çalışırken 2 Mart 1354’te meydana gelen şiddetli zelzele surların yıkılmasına ve şehrin harap olmasına yol açta. Halkın bir kısmı hayatını kaybetti, bir kısmı da soğuk ve kıtlık yüzünden buradan kaçtı. Osmanlılar savunmasız ve boş şehri kolayca elde ettiler. Bu haberi duyan Süleyman Paşa Biga‘dan buraya geldi ve kaleyi yeniden onartıp tahkim etti. Anadolu‘dan Türk nüfus getirilip şehre yerleştirildi.
Osmanlı hâkimiyetinde Gelibolu, Trakya ve Balkanlar‘a yönelik akınlarda önemli bir harekât üssü oldu. Hatta ilk Paşa sancağının merkezi de burası idi. Süleyman Paşa 1357’de ölünce bir cami ve imaret yaptırıp vakıflar tahsis ettiği Bolayır’a defnedildi. 13 Ağustos 1366’da Savoy (Savoia) Dükü Amedeo bir Haçlı filosu ile Gelibolu‘yu alıp 14 Haziran 1367’-de Bizans‘a terketti.

Bu durum Osmanlılar’ın Balkanlarla olan bağını kesintiye uğrattıysa da Bizans İmparatoru IV. Andronikos, 1. Murad’ın ısrarlı talebi sonucu kaleyi Osmanlılar’a bıraktı. 1376’daki bu ikinci fetihle Gelibolu kati olarak Osmanlı hâkimiyetine girmiş oldu. Burası Osmanlı ordulan için bir geçit yeri ve deniz Üssü olarak önem kazandı. Yıldırım Bayezid kaleyi yeniden tahkim ettirerek limanı genişletti ve İki kule yaptırdı: burayı bir gümrük istasyonu haline getirerek İstanbul‘a gidip dönen sivil tüccar gemilerini limana yanaşmaya zorladı.

Ticarî menfaatleri oldukça zedelenen Venedikliler şehre yönelik saldırılarda bulundular. Fetret devrindeki kanşık ortam onlann faaliyetlerine hız verdi. Boğazdan serbest geçiş İçin Osmanlı şehzadesi Mûsâ ile anlaşma yaptılar; fakat Çelebi Sultan Mehmed döneminde Gelibolu, Osmanlılarla Ve nedikliler arasında başlıca tartışma konusunu oluşturdu. 1415’te Gelibolu‘daki Osmanlı donanması Venedikliler’in elindeki adalara saldırdı. Bunun üzerine Loredano idaresindeki Venedik filosu Gelibolu‘ya gelerek limanda bulunan Osmanlı donanmasını tahrip etti. (Mayıs 1416) Venedik kaynaklanna göre 12 Osmanlı gemisi zaptedilmiş, 4000 kişi de öldürülmüştü. Ancak Venedikliler boğazın kontrolünü ellerinde tutamadılar. 1423’te ve 1430’da Venedikliler Gelibolu‘ya saldırdılarsa da büyük bir ilerleme sağlayamadılar. Bu arada şehir II. Murad ile amcası Mustafa (Düzmece) arasındaki mücadelelerde önemli rol oynadı.

Mustafa, kendisine taraftar olan halkın desteğiyle Gelibolu‘ya hâkim olmuştu; fakat burayı müttefiki Bizanslılar’a vermemişti. Boğazın sıkı kontrolü, II. Murad’ın Rumeli‘ye geçecek vasıta dahi bulamamasına yol açmışta. Nihayet Ceneviz filosunun yardımıyla Gelibolu yakınına çıkıp şehri ele geçirdi.
İstanbul‘un fethine kadar önemli bir askerî deniz üssü olma özelliğini koruyan Gelibolu Fâtih Sultan Mehmed döneminde esaslı bir şekilde tahkim edildi. Hatta boğazın ve şehrin korunması için Çanakkale‘de giriş kısmında karşılıklı iki hisar yaptırıldı. Böylece hem Gelibolu hem de İstanbul‘un müdafaasının Çanakkale Boğazı‘ndan başladığı gerçeği tam anlamıyla ortaya çıkmış oldu. Ancak Gelibolu. 1515’te İstanbul‘da Haliç Tersanesi’nin devreye girmesiyle giderek deniz üssü olma özelliğini yitirmeye başladı. Yine de deniz seferleri için donanmanın önemli ana merkezlerinden biriydi. 1. Ahmed 1613’te şehre gelerek Yazıcızâde Mehmed Efendi’nin, ardından da Bolayır’da Süleyman Paşa’nın türbelerini ziyaret etti.

XVII. yüzyılın ikinci yarısına doğru başlayan Girit seferinde yeniden ön plana çıkan şehir, Venediktiler’in boğazda başlattığı ablukadan oldukça etkilendi. Venediklilerin abluka faaliyetleri XVII ve XVIII. yüzyıl başlarında da sürdü. 1770’teki Çeşme faciasının ardından boğazlar ve Gelibolu yeni bir tehditle daha karşı karşıya kaldı. 1790’lardan itibaren de Hafız Mustafa adlı bir ayanın nüfuzu altına girdi ve bazı karışıklıklar yaşandı. Asıl büyük tehlike Çanakkale muharebeleri sırasında meydana geldi.

Müttefik kuvvetlerin çıkarma harekâtı esnasında bombalandı ve yer yer tahribata uğradı. Bunun ardından 4 Ağustos 1920’de Yunanlılar tarafından işgal edildiyse de 3 Ekim 1922’de terkedildi. Cumhuriyet döneminin başlarında vilâyet merkezi oldu (1923). Bu durum. 1926 yılında 877 sayılı kanunla ilçe merkezi haline dönüştürülmesine kadar sürdü.

Fizikî, Kültürel ve Sosyoekonomik Yapı

Gelibolu
tarih boyunca Avrupa ile Anadolu arasında önemli bir güzergâh noktası olduğu gibi korunaklı limanı, boğazdan Marmara‘ya geçişte ve dolayısıyla İstanbul‘a ulaşma yolunda son büyük istasyon olarak da dikkati çekmiştir. Burası Marmara‘ya geçişi kontrol eden yerde âdeta İstanbul‘un kilidi vasfını taşımaktaydı.

1613’te Ahmed’in şehri ziyaretini anlatan Mustafa Safî burayı “deryâ-i sefidin kilidi” şeklinde tarif eder. Bu stratejik önemi şehri, İstanbul‘u kontrol altında tutmak ve Balkanlar‘a açılmak isteyenler için elde edilmesi gereken bir hedef haline getirmişti. Bizanslılar yanında Karadeniz ve Akdeniz ticaretini ellerinde tutan Venedikli ve Cenevizliler bu yolda büyük gayret sarf etmişlerdi. Batı Anadolu‘daki Türkmen beyliklerinden Karesi ve Aydınoğullan da buraya yönelmişlerdi.

Osmanlı hâkimiyetinde şehir bir deniz üssü geçit yeri ve ticarî merkez oldu.

Aynı zamanda Osmanlı Acemi Ocağı’nın merkezi de burasıydı. 1394’te H. J. Schiltberger adını “Kalipoli” şeklinde yazdığı bu şehirden Anadolu‘ya geçmiş ve burayı kale-şehir olarak tarif etmiştir. Nitekim onun buradan geçişinden bir süre önce 1390’da Yıldırım Bayezid’in emriyle Sarıca Paşa kaleyi müstahkem hale getirmiş, limandaki havuzlan temizletmiş, girişini zincirle kapattırın ıstı. Osmanlı fethinden çeyrek asır sonra 1403’te Gelibolu‘dan geçen Kastilya elçisi Clavijo şehrin Süleyman Çelebi’nin idaresinde olduğunu, Osmanlı harp gemilerinin burada bulunduğunu, büyük tersane ve havuzların yer aldığını belirtir. Clavijo limanda kırk kadar gemi görmüş ve kalede kalabalık askerlerin varlığından da söz etmiştir. 1422’de şehri gören G. de Lannoy da buranın büyük bir şehir olduğundan ve limanından bahseder.

Bir deniz üssü olarak gelişme gösteren ve önemi XVI. yüzyılın ikinci yansından itibaren azalmakla birlikte özellikle büyük deniz seferleri dolayısıyla limanına ve tersanesine ehemmiyet verilen Gelibolu. XVI. yüzyıl sonlarına kadar Acemi Ocağı’nın bulunduğu ve teşkilâtlandığı bir yer olarak da dikkat çeker.

Tarih boyunca bir geçit yeri olması, ticari açıdan buranın faal bir liman haline gelişini sağlamıştır. Rumeli‘yi Anadolu‘ya bağlayan ve Akdeniz‘den İstanbul‘a ulaşan yolun üzerinde bulunması, pek çok ticaret gemisinin duraklama yeri olarak ehemmiyetini arttırmıştır. Nitekim Clavijo, XV. yüzyılın başlarında limandan pamuk balyaları
yükleyen gemilerden söz eder. Ayrıca Floransalı ipek tacirleri Bursa‘dan aldıkları ipeği Gelibolu üzerinden Edirne‘ye, tarihî Via Egnatia yoluna ulaştırıp Ragusa‘ya iletiyorlardı.

Bu ticarette şehir bir gümrük noktası olarak önemli bir mevkiye sahipti. Faal ticareti gümrük vergilerinden de anlamak mümkündür. 1475’te iskelenin gümrük geliri 400.000 akçeye ihaleye verilmişti. 1518‟de bu rakam 766.663 akçeydi. İskele resmi ise 1530’larda 610.000 akçeye yükselmişti. Şehirdeki ticaret hacmini gösteren ihtisab resmi de 15.000 akçeydi. Buradan geçirilip Anadolu‘ya sev-kedilen koyun sürülerinden de büyük miktarlara ulaşan vergi alınıyordu. Bunun yıllık vergi getirişi hacmi 66.000 akçe tutuyordu. Fakat XVII. yüzyılın sonlarında nüfusta olduğu gibi ticarette de bir azalma olmuş ve 1689’da Fransız konsolosu buradan ayrılmıştı. Dolayısıyla Evliya Çelebi’nin gümrük vergisi olarak söz ettiği 700.000 akçe daha eski dönemlere ait kaydı göstermektedir.

XV ve XVI. yüzyıllarda Gelibolu‘da birçok dükkân bulunuyordu. Mumhâne, darphâne gibi işletmelerin yanında Sanca Paşa İmareti vakıflarına ait doksan altı dükkân, bir bedesten, bir kervansaray, bir de çifte hamam mevcuttu. 1475’te aynca yine çeşitli vakıflara ait biri çifte dört hamam, biri harap beş kervansaray, bezirhâne, bozahâne ve 350 dükkân yer alıyordu. XVI. yüzyıla ait kayıtlara göre bu rakamlar daha da artmıştı. Yine şehirde birçok pazar yeri vardı. Gelibolu’da XVI. yüzyılda tahıl pazarı, balık pazarı, bit pazarı, hayvan pazarı, üzümcüler çarşısı, attar, hallaç, pabuç-çu, kebeci, çıkrıkçı, boyacı, aşçı, takkeci, kürkçü, şerbetçi, çörekçi, börekçi, helvacı, palancı, saraç, demirci, kazancı, çilingir çarşıları mevcuttu. Halkın önemli bir kısmı pamuk dokumacılığı yapıyordu.

Ayrıca deri işleyenler ve bundan mamul maddeler üretenler de oldukça fazla idi. Gayri müslimler ise genellikle teknik alanlarda çalışıyorlardı, gemi malzemeleri imal etmekte ve hazırlamaktaydılar. Bunlar arasında saatçi, demirci, makaracı, fıçıcı, kaşıkçı gibi meslek sahipleri yaygındı. Tersanede XVI. yüzyıl başlarına kadar gemi inşası oldukça yoğundu. Meselâ 1496-1498 arasında burada yirmi kadırga, beş kalyete sekiz kayık, yirmi beş sandal yapılmıştı. Daha sonra gemi inşası durmuş, ancak bir kısım gemilerin bakımı yapılmış. İnebahtı mağlûbiyetinden sonra ise burada on dört gemi inşa edilmişti. Gelibolu‘daki tersanenin 1526’da otuz havuzu vardı ve bunlar XVIII. yüzyıla kadar zaman zaman esaslı şekilde tamir edilmişti. Liman da aynı şekilde bazı yıllar onanm görmüştü. Fakat XVIII. yüzyılın son çeyreğinde tersane tamamen harap olmuş, limanın bir tarafında on iki diğer tarafındaki sekiz göz kullanılamaz hale gelmiş, taşlar mahzen ve dükkân yapımında kullanılmıştı.

Aynca Gelibolu‘da bir baruthane bulunuyor ve İstanbul‘daki Tersâne-i Âmire için barut üretimi yapılıyordu. Barut imali XVII yüzyıl boyunca sürmüştü. Gelibolu uzun süre esir ticareti için de merkez olmuş; bunun yanı sıra buğday, pamuk, şarap, şıra, yay, ok ve donanma malzemeleri imal ve satışı başlıca ekonomik faaliyeti oluşturmuştu.

Meşhur Osmanlı tarihçisi Gelibolulu Âlî Mustafa Efendi’nin doğduğu yer olan şehirde ayrıca bazı tanınmış ulemâ ve devlet adamları da yetişmiş veya burada yaşamıştır. Bunlar arasında Yazıcızâ-deler, Zeynelarab. Ağazâde Şeyh Mehmed Efendi, Kutb Ömer Efendi, Dâî Ahmed Efendi, Mustafa Feyzi Efendi, Sinan Paşa, Kaptan Gazi Mehmed Paşa sayılabilir.

Gelibolu fetihten sonra bir sancak ve sancak merkezi olduğu gibi Rumeli‘nin ilk Paşa sancağı da olmuştu. Daha sonra bir denizcilik idare merkezi olarak şöhret kazandı. Osmanlı donanmasının başındaki kaptan-ı derya burayı merkez edinmişti. Dolayısıyla kaptan-ı derya sancağı olarak da biliniyordu. Gelibolu sancağı kaptan-ı deryalara verildiği için müstakil bir yapı gösteriyordu. Fakat şeklen Rumeli beylerbeyligine tâbi idi. 1518’de sancak Gelibolu, Keşan, Malkara, Umni, Taşöz. Eceovası, İmroz ve Semadirek’ten ibaretti. Bu tarihte toplam müslüman hanesi 2639’du. Gayri müslimier 2714 hâne idi ve bunlar Limni, Taşöz, İmroz ve Semadirek’te toplanmıştı. Bütün sancakta XVI. yüzyıl başlarında 25-30.000 kişi bulunuyordu.

Gelibolu 1533’te Hayreddin Paşa’nın kaptan-ı derya oluşu ve Cezâyir-i Bahr-i Se-ffd eyaletinin kuruluşundan sonra buranın merkez sancağı oldu. XVI. yüzyılın ikinci yarısında sancağa İpsala ve Gü-mülcine bağlanmıştı. XVII. yüzyıl başlarında sancağın idari birimleri değişmemişti. Tanzimat sonrası Gelibolu Edirne eyaletine bağlı. Keşan, Şarköy, Mürefte ve Eceabat kazalarından oluşan bir sancaktı. 1865’te buraya Şarköy. Evreşe, Enez, Ferecik, Gümülcine kazaları bağlıydı. XIX. yüzyılın sonlarında bu kazaların yanı sıra dokuz nahiyesi ve 152 köyü bulunuyordu. 1309’da (1891-92) sancakta toplam 3608 hanede 13.691 müslüman. 4768 hanede 21.780 Rum, 188 hanede 1032 Ermeni ve 210 hanede 1756 yahudi vardı (Salnâme-i Vilâyet-i Edirne H309I, s. 326-333). Cumhuriyet döneminde vilâyet olan (1923) Gelibolu‘ya Eceabat. Enez, İpsala, Keşan, Şarköy bağlanmıştı. 1926 yılında ilçe merkezi durumuna gelen Gelibolu bugün Çanakkale‘ye bağlıdır.

Gelibolu'nun Coğrafi Konumu

Gelibolu
ilçesi, Marmara bölgesinin batısında ve Çanakkale Boğazının kuzeyinde, Avrupa yakasında adını taşıyan Gelibolu yarımadasında kurulmuştur. İlçenin yarımadayı Çanakkale Boğazı, Ege Denizi ve Kuzey Ege’nin uzantısı olan Saroz Körfezi çevrelemektedir. İlçenin Çanakkale Boğazı tarafındaki kıyıları coğrafi konumundan dolayı hafif akıntılıdır. İlçenin arka tarafında bulunan Saroz kıyıları ise doğal kumsal ve koylar ile birlikte dik yarlardan oluşmuştur ve buralarda pek çok doğal liman bulunmaktadır.

Turizme açık olan bu limanlar; Güneyli Limanı, Davut İskelesi, Kömür Limanı, Despot, Armutlu Limanı ve Yeniköy Limanıdır. Gelibolu ilçesinde birkaç küçük çay ve dere dışında önemli göl ve akarsuları yoktur.
Yükseklik olarak Tekirdağ’dan Marmara kıyılarını izleyerek uzanan Ganos dağlarının bir kolu Çanakkale Boğazı yönüne uzanarak Gelibolu yarımadasına ulaşır. Bitki örtüsü çam ve zeytin ağaçlarından oluşan ilçede Korudağ yönünde çam ormanları Eceabat yönünde ise çam ve zeytinlikler önemli yer tutar.

gelibolu-feribot-iskeleGelibolu yarımadası, Avrupa kıtasının güneydoğusundaki son kara parçasıdır. Gelibolu ilçesi, yarımadanın kuzeydoğu kıyısında, Çanakkale boğazının Marmara‟ya açıldığı noktada yer alır. Osmanlı devleti zamanında Trakya‟nın en önemli iskelesi olan Gelibolu, “güzel şehir” anlamını taşımaktadır. Gelibolu bugün, geçmişte yaşanmış olaylara şahitlik etmiş, yaşayan bir tarihtir. Tarihin, yeşilin ve mavinin tüm tonlarıyla iç içe yaşadığı önemli bir kenttir. Gelibolu‟nun önemi, Osmanlıların eline geçtikten sonra daha da artmış ve Türklerin Avrupa sahasında bir hareket merkezi olmuştur. Aynı zamanda Türklerin Avrupa‟daki ilk Türk şehri olmuştur. Gelibolu, Osmanlıların elinde sanat ve kültür bakımından çok gelişmiştir. Gelibolu, bilim ve denizciliğin de
önemli merkezlerinden biridir. Piri Reis ünlü coğrafi eseri olan Kıtab-ı Bahriye‟yi Gelibolu‟da yazmıştır.

Gelibolu, gelenekleri içinde ad koyma törenleri önemlidir. Gelibolu, gelenekleri içinde askere uğurlama da dikkat gelibolu-hamzakoyçekmektedir. Düğün, çeyiz, bayram, söz kesme, sünnet gibi geleneklerin günümüzde de yaşatıldığı ve canlılığını koruduğunu görüyoruz.
Çanakkale Boğazı‟nın başladığı yerde kurulan Gelibolu‟nun, Saroz Körfezi kıyıları tamamen temiz kumsallardan oluşmaktadır. Korudağı‟ndan doğan Kavak Çayı, bu bölgeyi sulayan tek hayat kaynağıdır.

Kente ve yarımadaya isim babalığı yapan antik kentin ilk olarak ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olmamakla beraber, şimdiki ilçe toprakları üzerinde kurulmuş olan Gallipolis olduğu bilinmektedir. Gallipolis ismi Gazi Süleyman Paşa‟nın 1354 yılında bu bölgeyi fethetmesinden sonra “Gelibolu” olarak kullanılmağa başlanmıştır. Antik dönemde Khersonesos olarak bilinen yarımadanın adı da, zaman içinde Gelibolu Yarımadası‟na dönüşmüştür.

Avrupa‟ya geçmek isteyen Türkler için, eşi bulunmaz bir köprü vazifesi gören Gelibolu, Osmanlı Devletinin deniz üssü haline gelmiş, burada bir tersane inşa edilmiş, böylece Osmanlı‟nın Akdeniz‟e açılan kapısı olmuştur. 1923 yılında il olan Gelibolu, 1926 yılında Çanakkale‟ye bağlı bir ilçe merkezi durumuna getirilmiştir. 1915 yılında I.Dünya Savaşının en kanlı cephesi olan Çanakkale Savaşları Gelibolu‟nun hemen yanında cereyan etmiştir.

Gelibolu ve Çevresindeki Türk Eserleri

Gelibolu‟da Osmanlı Dönemine ait pek çok mimari yapı bulunmaktadır. Türbe ve yatırların yanısıra hamamlar da oldukça fazla sayıdadır. Gelibolu‟da Osmanlı Kültürü‟nü yansıtan önemli eserlerden günümüze kadar ulaşanlar arasında I.Murad döneminde yaptırılan Ulu Cami (Cami-i Kebir), Bolayır‟daki Gazi Süleyman Paşa Camii ve Türbesi, Çimpe Kalesi, Baruthane, İç Liman, Fransız Mezarlığı, Fener Kayalığındaki Azepler Namazgahı, Yazıcızade Camii ve Türbesi, Saruca Paşa Türbesi ve Hamamı, Sofuca Halil Mescidi, Ahmed-i Bican Türbesi, Kasapoğlu Hamamı, Namık Kemal‟in Mezarı, Sinan Paşa Türbesi, Emir Ali Baba Türbesi, Bayraklı Baba, Çilehane, Kalafat Mehmet Paşa Mezarı, Hallacı Mansur Türbesi ve dünyanın en büyük Mevlevihanesi bulunmaktadır.

Gelibolu Tersanesi Piri Reis Müzesi
piri-reis-muzesiGünümüzde deniz kıyısında kalıntıları görülen Gelibolu Kalesi Bizans Döneminde 681‟den 717 yılına kadar süren Arap akınları sırasında, Gelibolu‟nun korunması için 711 yılında yaptırılmıştır. Daha sonra Osmanlılar döneminde onarılmıştır. Piri Reisi Müzesi‟ne evsahipliği yapmaktadır. Müzede, Gelibolulu olduğu bilinen ünlü denizciyi tasvir eden büstler, tablolar ve haritaları yer almaktadır.azaplar-namazgahi-gelibolu-namazgah

Azaplar Namazgâhı
Fener Meydanında bir açık hava camii olan namazgah, 1407 yılında Hacı Paşaoğlu İskender Bey tarafından inşa edilmiştir. Askerlerinin sefere çıkacakları zaman toplu halde burada namaz kıldıkları varsayılmaktadır.

 

Gelibolu Mevlevihanesi
gelibolu-mevlevihanesi
17. yüzyılda kurulan mevlevihane çeşitli dönemlerde onarımlar görmüş, 1899- 1900 yıllarında Sultan II. Abdülhamid Dönemi„nde yeniden inşa edilmiştir. 1920‟de Yunan işgalinde cephanelik olarak kullanılmış ve tahrip olmuştur. Restorasyonu tamamlandıktan sonraki son görünümüyle eklektik bir üslubu yansıtır. Plan bakımından Galata Mevlevihane‟sine benzemektedir. Günümüzde hem en geniş araziye hem de en büyük Semahane‟ye sahip olan dünyanın en büyük Mevlevihane‟si olarak mevlevi törenlerine evsahipliği yapmaktadır.

gazi-suleymanpasa-camii

Gazi Süleymanpaşa Büyük Camii
1385‟te Sultan Murad Hüdavendigar tarafından yaptırılmıştır. Ulu Camii’nde kılınan Cuma namazlarında imam hutbeye elinde kılıç ile çıkmakta, bunun Süleyman Paşa’nın fetihlerini anmak adına yapılagelen bir gelenek olduğu söylenmektedir.


Gelibolu Türbeleri

Gelibolu, bünyesinde barındırdığı çok sayıda türbe sebebiyle Türbeler Şehri ünvanını hak etmektedir. Bu türbelerin bir kısmının denizcilere ait olması da ayrıca dikkate değerdir. Bazı türbeler anıtsal birer yapı iken, bazıları daha sadedir. Bu türbelerin en bilinenleri: Bolayır Gazi Süleyman Paşa Türbesi , Hallac-ı Mansur Türbesi, Kaptan-ı Derya Saruca Paşa (?-1454) Anıt Mezarı, Sinan Paşa Türbesi, Kalender Baba (?-1384) Türbesi,Bayraklı Baba (?-1410) Anıt Mezarı ,

geligolu-turbeleri

Çilehane, Ece Bey Türbesi ve Karainebeyli Köyü, Kalafat Mehmet Paşa (?-1793)
Mezarı,Kaptan-ı Derya Emir Ali Baba Anıt Mezarı, Kaptan-ı Derya Hüsamettin Paşa Mezarı, Kaptan-ı Derya Güzelce Kasım Paşa Mezarı, Hüseyin Becce Gazi Mezarı, Alaettin Kalfa Türbesi, Hocahamza Türbesi, Fransız Mezarlığı, Namık Kemal‟in Mezarı‟dır.

Kıyı Turizmigelibolu-deniz-feneri

Gelibolu son yıllarda sakin ve huzurlu tatil yapmak isteyenlerin olduğu kadar sualtı dalış, rüzgar sörfü ve kite sörf gibi, özel ilgi alanları olan katılımcıların da başlıca uğrak yerlerinden birisidir. Bakir koy ve plajları Saros Körfezi, Kömür Limanı, Bebek Kayalıkları, Hamza Koy, Güneyli Köyü Gelibolu Deniz Feneridir.

Mutfak Kültürü

 

SardalyaGelibolu, deniz ürünleriyle ünlüdür. Bunların arasında sardalya ilk sırayı almaktadır. Sardalya kebabı, tuzlu sardalya, sardalya konservesi çeşitleri gibi, sardalyanın çok çeşitli kullanımı söz konusudur. Peynir helvası, Gelibolu lokumu, süt tarhanası, simit lokumu, tavuklu mantı, akıtma, lakerda ve balık çorbası Gelibolu‟da rastlayacağınız enfes tatlardandır.





Kaynak: http://www.gelibolupirireisdernegi.com/gelibolu/